Abdüsselam's profileDeathSignPhotosBlogGuestbookMore Tools Help

Abdüsselam SANCAKLI

Occupation
Interests
NOthinG...

DeathSign

EXTREMINAL

One HAARP Project

 HAARP KIYAMET TEKNOLOJiSi

Yıllarca önce Sırp asıllı Amerikalı bilim adamı mucit Nikola Tesla tarafından geliştirilen bu "düşük frekanslı elektromagnetik ışınımla "yüksek enerji nakli" tekniğini hem Ruslar hem de Amerikalılar uzun zamandır bir silah olarak kullanmanın yolunu arıyorlardı

Senator Claiborne Pell şöyle söylüyordu: "Şu anda bir anlaşmaya ihtiyacımız var... Dünyanın askeri liderleri fırtınaları yönetip, iklimleri değiştirmeden ve düşmanlarına karşı depremler oluşturmadan önce..."

Senaryoya göre, San Andreas fay hattında meydana gelebilecek büyük bir depremin Amerikan ekonomisine çok büyük zarar vereceğini bilen ABD, yer kabuğundaki değişimleri izleyerek, daha deprem oluşmadan tektonik katmanlar arasında artan basıncı değişik noktalardan patlatıp boşaltarak, büyük depremi küçük depremler haline dönüştürmenin yolunu bulmuştu. Sıra projenin denenmesine gelmişti

Gölcük 17 Ağustos 1999, saat 03:02

Saat gecenin üçüydü ve insanlar can havliyle kendilerini evlerinden dışarı atmaya çalışırken sanki bir kıyameti yaşıyor gibiydiler. Ve sanki insanların çoğu belki de ölümün kendilerine ne kadar yakın olabileceğini ilk defa bu denli yakından gördüler.

Donanma Komutanlığı'nın görkemli devir-teslim törenini müteakip deprem hiç beklenmedik bir zamanda, ansızın çıkagelmişti. İki fırkateynin gece boyunca aydınlattığı orduevi yerle bir oldu. Milyarlarca liralık havai fişeklerin aydınlattığı Gölcük semaları bir kaç saat sonra bilimadamlarının 'deprem ışıması' dedikleri ancak hala ne olduğu tam olarak anlaşılamayan bir 'şeyle' aydınlandı. Bir kaç saat sonra, o unutulmaz uğultunun ardından bütün Türkiye derin uykusundan uyandı. Binalar birbiri ardına devrilirken ölüm binlerce insanı aynı anda yakalıyordu. Devlet hazırlıksız yakalanmıştı. Binlerce insan teknik yetersizliklerden ötürü enkazların altında günlerce bir kurtarıcı bekleyerek öldüler. Kısa süre sonra kamuoyu hummalı bir tartışmanın içinde buldu kendini. Binaların depreme dayanıklı yapılmayışı, fay hattının üzerine yerleşim alanlarının kurulması gibi argümanlar sıkça duyulan şeylerdi. Televizyon kanalları tartışma programlarını depreme ayırıyorlardı. Bu sırada deprem anını yaşayan insanlar depremle ilgili ilginç şeyler söylemeye başlıyor, kamuoyu tam olarak anlam veremese de iddiaları can kulağıyla dinliyordu. Enkazdan kurtarılan bir bayan Ali Kırca'nın yönettiği Siyaset Meydanı'nda aynen şöyle söylüyordu: "O gece ne olduğunu bilmiyorum ama bildiğim bir şey var ki bu depremden farklı bir şeydi."

İddialara yenileri ekleniyordu. Depremden hemen önce Gölcük'ten Avcılar'a kadar geniş bir alanda görülen 'ateş topu' ile ilgili bilimsel bir açıklama yapılamıyordu. Bazı bilim adamları görülen ateş topunun 'deprem ışıması' olduğunu söyleseler de neden diğer depremlerde de bu kadar açık benzeri bir ışıma yaşanmadığı sorusunun cevabı net olarak verilemiyordu. Öyle olsa bile bu da sadece bir tezdi ve geçerliliği de en fazla diğer tezler kadardı.

Kısa süre sonra fısıltılar dilden dile dolaşmaya başladı. Türk basınının saygın isimleri Gölcük depreminin 'suni' bir deprem olabileceğine ilişkin görüşleri aktarmaktan çekinmediler. Gölcük depremi suni bir deprem olabilir miydi? Bu konuda hemen deprem sonrasında birtakım teoriler ortaya atılmaya başlandı. Kimine göre Ruslar bomba patlatmıştı ve bu da depreme neden olmuştu. Kimi Yugoslavya'ya atılan bombaların yer kabuğunun dengesini bozduğu için depremin olduğunu söylüyordu. Hatta bazılarına göre bu işi PKK bile yapmış olabilirdi. Nitekim CNN, Başbakan Bülent Ecevit ile yaptığı bir röportaj sırasında böyle bir soruyu sormakta her hangi bir beis görmedi. Kimi de bunun başka bir terörist örgütün işi olduğunu veya uzay araştırmalarının bir parçası olduğunu söylüyordu. Ancak bu teoriler arasında en akla yatkın olanı 'Future Times'da yayınlanan araştırma dizisinde yer alan hikayeydi. Bu senaryoya göre, San Andreas fay hattında meydana gelebilecek büyük bir depremin Amerikan ekonomisine çok büyük zarar vereceğini bilen ABD, yer kabuğundaki değişimleri izleyerek, daha deprem oluşmadan tektonik katmanlar arasında artan basıncı değişik noktalardan patlatıp boşaltarak, büyük depremi küçük depremler haline dönüştürmenin yolunu bulmuştu. Yıllarca önce Sırp asıllı Amerikalı bilim adamı mucit Nikola Tesla tarafından geliştirilen bu "düşük frekanslı elektromagnetik ışınımla "yüksek enerji nakli" tekniğini hem Ruslar hem de Amerikalılar uzun zamandır bir silah olarak kullanmanın yolunu arıyorlardı. Bu yöntemle çok uzaktan, hatta uzaydan geniş alanlarda tahribat yapabileceklerdi.

Ancak Pentagon yıllardır çok güçlü bir silah geliştirmek amacıyla üzerinde çalıştığı bu projeyi, bir yandan da barışçı "deprem indirgeme" sistemine uygulamak suretiyle tepkileri azaltmayı ve fonlama devamlılığını sağlamayı amaçlıyordu. Bu nedenle proje önce Avustralya'nın çıplak ve seyrek nüfuslu bölgelerinde denendi ve geliştirildi. Daha sonra bunun deprem bölgelerinde denenmesine geldi sıra. Değişik zamanlarda Kafkaslar'da, Okyanus tabanında ve Güney Amerika'da Ant'larda tektonik uyarılar verilmek suretiyle endüktif deprem "yaratma" konusunda büyük adımlar atıldı. İşte bu araştırmalar da Amerika'da HAARP tarafından yürütülüyordu. İddialar bununla da kalmıyordu kuşkusuz.

Biz de bu konunun ana kumanda merkezi HAARP ile ilgili kapsamlı bir araştırma yaptık. Ulaştığımız sonuçlar ise bir hayli ilginç.

Fırınlanmış Alaska

Pentagon, Alaska'da, Anchorage'in 200 mil doğusundaki Arktik kompleksinde, bir gigawatt'tan fazla enerjiyi atmosferin üst katmanlarına yaymak için dizayn edilmiş güçlü bir verici inşa etti. HAARP Projesi (Yüksek Frekanslı Aktif Auroral Araştırma Programı) olarak bilinen bu araştırma dünyanın en büyük "iyonosfer ısıtıcısını" içeriyordu. Bu prototip aygıt, dünyanın yüzlerce mil yukarısındaki gökyüzüne yüksek frekanslı radyo dalgaları göndermek için dizayn edilmişti.

Peki ama neden iyonosferin elektrik yüklü partikülleri böyle bir ışınıma tabii tutuluyordu? Amerikan Donanması ve Hava Kuvvetlerine göre, bu projenin sponsorları "Alaska iyonosferinin kompleks doğa çeşitlenmesini incelemek için" bu çalışmaya katıldılar. Pentagon ayrıca bu teknolojiyle yeni haberleşme biçimleri geliştirme, orduya ait nükleer denizaltılara sinyal gönderme ve yerin derinliklerini araştırabilen teknolojileri gizlice inceleme imkanına sahip olacaktı.

Bir yıldan uzun bir süre önce HAARP üzerine 60 büyük teori yayınlandı. O zamandan beri tahkikat yapanlar bu eşsiz projeyi UFO olaylarından Birleşik Amerika'daki dev güç merkezlerine ve en son olarak yakın zamandaki TWA 800 uçağının düşüşüne kadar herşeyle suçladılar. (Pentagon, HAARP düzeninin geçen yılın sonlarından beri faaliyette olmadığını iddia etti). Bazıları bunu "Pentagon'un kıyamet günü ölüm ışını" olarak çevirdiler. Bu teorilerin birçoğu dikkat çekici ve mantıklıydı. Bu eleştirilerin arasında Star Wars füze savunma planlarından, hava şartları değiştirme komplolarına, sun'i deprem yaratma ve hatta belki de insan zihnini kontrol eden deneylere kadar birçok uygulama bulunuyordu.

HAARP kompleksi 23 ar'lık arazi üzerine Gakona kasabası yakınlarında izole edilmiş bir bölge üzerine kurulmuştu. 1997 yılında projenin son safhası tamamlandığında, ordu, 3 gigawatt güçten fazla (3 milyar watt), 2,5-10 megahertz frekans aralığında ışınlama yapabilen "yüksek frekans bazlı bir radyo vericisi" kurmuş ve 72 fit yüksekliğinde 180 kule inşa etmişti.

Donanma ve Hava Kuvvetlerine göre HAARP, birkaç mil çapındaki yerlere, 'az miktarda bilinen enerjiyi iyonosfer katmanının tespit edilen bir yerine göndermek için kullanacaktı'. Tahmin edildiği gibi, Donanma ve Hava Kuvvetleri'nin Halkla İlişkiler Departmanı (projenin oluşturduğu olumsuz haberleri ortadan kaldırmak için oluşturulan yeni güç) projenin hem çevresel etkilerini hem de bu teknolojinin kötü yönde kullanımıyla ilgili soru işaretlerini ortadan kaldırmaya yönelik faaliyetleri yürütecekti.

Bununla birlikte HAARP projesini yöneten savunma şirketleri tarafından aslında Pentagon'un daha güçlü dizaynlara sahip olması gerektiği öneriliyordu. Bu patentlerden biri 1980'lerde donanma tarafından birkaç yıl boyunca tasnif edilmişti. HAARP muhalifleri tarafından "dumanlı ışın tabancası" olarak düşünülen ABD 4,686,605 no.lu patent dosyadaki anahtar bir belgeydi. ARCO Power Technologies Inc.'nin (APTI) sahip olduğu kardeş şirket ARCO, HAARP'ı inşa etmek için taşeron şirket görevini üstlendi. Bu patent, Teksas'lı fizikçi Prof. Bernard J. Eastlund tarafından icat edilen HAARP ısıtıcısına çok benzer bir iyonosferik ısıtıcıyı içeriyordu. Sonradan HAARP muhalifleri tarafından internette yayınlanan patentte Eastlund, bunu hem saldırı hem de savunma için iyi bir silah olarak tanıtıyordu. Patente göre Eastlund'un bu icadı iyonosferdeki yüklü partikülleri ısıtarak, uyduların mikrodalga vericilerini bozacak ve "dünyanın büyük bir bölümünün üzerinde haberleşme iletişiminin bozulmasına neden olacaktı. Ancak Eastlund'un dünyanın atmosferindeki bir bölgenin değişimini sağlayacak metod ve aygıtı aynı zamanda; en sofistike uçakların ve füzelerin sahip olduğu yön sistemlerinde karışıklığa sebep oluyor, sadece üçüncü parti haberleşme sistemlerini karıştırmakla kalmıyor bununla birlikte haberleşme ağını aynı zamanda taşıyacak bir veya daha fazla benzeri ışının avantajını sağlıyordu. Diğer anlamda, diğerlerinin haberleşme ağını sekteye uğratmak için kullanılan bu sistem aynı zamanda bu icadı bilen biri tarafından haberleşme ağı olarak da kullanılabilirdi."

Örneğin: "akılcı amaçlar için diğerlerinin haberleşme sinyallerini yakalar", "atmosferin geniş bölgelerini beklenmedik yüksek irtifalara kaldırarak "füze veya uçakların yön sistemlerini sekteye uğratır" böylece beklenmedik veya planlanmayan düşman kuvvetlerine ait füzeler bu şekilde yok edilebilir veya yönleri değiştirilebilirdi.

APTI/Eastland patenti, Reagan yönetiminin son günlerinde, yüksek teknolojiyle donatılmış füze savunma sistemlerinin planlarının hala yoğun bir şekilde tartışıldığı bir dönemde dosyalanmıştı. Fakat Eastlund'un mavi gökyüzü vizyonu klasik Star Wars reçetelerinden daha ileri giderek patentli iyonosferik ısıtıcı için daha alışılmadık kullanım yöntemleri önerdi. Patent "odaklama aygıtı olarak görev yapacak bir veya birden çok partikül öbeği oluşturup atmosferin üst tabakalarındaki rüzgar düzeniyle oynayarak hava değişikliği yapmanın mümkün olduğunu" belirtiyordu.

Sonuç olarak, suni olarak ısıtılmış olan "geniş miktardaki güneş ışığını rahatlıkla dünyanın seçilmiş bölümlerine" odaklamak mümkün olabilecekti.

Kuşkusuz HAARP yetkilileri Eastlund'un patentleri veya planlarıyla ilgili olan herhangi bir bağlantıyı yalanladılar. Fakat bazı anahtar detaylar bunun aksini gösteriyordu. Eastlund'un patentinin sahibi, APTI, HAARP projesini yönetmeye devam ediyordu. 1994 yazında, ARCO, APTI'yi savunma şirketi olarak bilinen E-Systems'e sattı. E-Systems'in sahibi şu anda, dünyanın en büyük savunma şirketlerinden ve SCUD-busting Patriot füzelerinin yapımcısı Raytheon'dır. İşte tüm bu gelişmeler HAARP tesislerinde basit bir atmosfer biliminden daha fazlasının olduğunu gösteriyordu.

Bunların da ötesinde, APTI/Eastlund'un patenti Alaska'yı yüksek-frekanslı iyonosferik ısıtıcı için ideal bölge olarak gösteriyordu çünkü 'bu icat için istenilen yüksekliğe uzanan manyetik alan çizgileri dünyayı Alaska'da kesiyordu.' APTI ayrıca Alaska'yı projeyi güçlendirmek için bol bol yetecek kadar enerji kaynağına yakın olduğu için ideal bir yer olarak görüyordu.

Kuzey Kutup Bölgesindeki doğalgaz rezervlerinin geniş bölümü ARCO tarafından satın alınmıştı.

Eastlund ayrıca resmi ordu hattını da yalanlıyordu. Ulusal Halk Radyosuna gizli ordunun 1980'lerin sonunda ortaya atılan bu çalışmasını geliştirmeyi planladığını söyledi. Ve Microwave News'un Mayıs/Haziran 1994 sayısında Eastlund (kendi patentlerinin gerçekleşmesi için) "HAARP projesinin açıkça ilk adım olarak göründüğünü" söylüyordu.

Eastlund'un patenti gerçekten de "örnek olarak gösterilen referanslar"da konu ile ilgili yapılan komploların tam ortasına düştü. Eastlund tarafından belgelenen iki kaynak, komplo tarihi günlüklerinin devi Nikola Tesla'nın kısa biyografisini anlatan, 1915 ve 1940 yıllarında New York Times'ta yayınlanan makalelerdi. Zeki bir mucit ve Edison'un çağdaşı olan Tesla, hayatı boyunca yüzlerce patent geliştirmişti. Elbette temel bilim hiçbir zaman Tesla'nın makalelerini kabul etmedi ve onun daha sonraki bildirileri (dünyayı iki ayrı parçaya ayıracak bir teknoloji geliştireceğine yemin etti) onu tarihi bir noktada yer almaya itti. Radyo programlarında veya internet tartışmalarında, hükümetin depremlere neden olmak veya hava şartlarını değiştirmek gibi sözde deneyler yaptığı ve bunları yaparken de, gizli tutulan "Tesla Teknolojisini" referans alıp, uygulamış olma ihtimali tartışılıyordu.

Eastlund'un iyonosferik ısıtıcısı için Tesla kuşkusuz büyük bir ilham kaynağıydı. 22 Eylül 1940 tarihli ilk New York Times makalesi, o zamanlar 84 yaşında olan Tesla'nın, Amerikan hükümetine, uçak motorlarının 250 mil uzaklıkta eritilebileceğini ve böylece ülkenin çevresine görünmez Çin Seddi benzeri bir duvar örülebileceğini belirttiğini yazıyordu. Bu şekilde Tesla "telegüc"ünün sırrını açıklayacaktı. Tesla'dan alıntı yapan Times hikayeye şöyle devam ediyordu:

'Mr. Tesla bu yeni tip gücün yüz milyon cm² çapında bir ışın üzerinde işleyebilecek, 2 milyon dolardan fazla maliyeti olmayacak özel bir komplekste oluşturulabileceğini ve bunu inşa etmenin de ancak 3 ay gibi bir vakit alacağını söyledi.'

8 Aralık 1915 yılında yayınlanan ikinci New York Times hikayesi Tesla'nın en meşhur patentlerinden birini açıklıyordu ki; bu elektrik enerjisini herhangi bir uzaklığa yansıtıp, onu hem savaşta hem barışta sayısız amaçlar için kullanabilecek bir vericiydi.

Tesla'nın fikirleriyle Eastlund'un icadı arasındaki benzerlik dikkat çekiciydi. Ayrıca Tesla ve HAARP Teknolojisi'nin birbirine bu kadar benzemesi de oldukça şaşırtıcıydı. Görünüşe bakılırsa APTI ve Pentagon, Eastlund'un ve buna paralel olarak da Tesla'nın fikirlerini oldukça ciddiye alıyorlardı.

Nitekim Eastlund da buna katılıyor gibi görünüyordu. Bir gazeteciye şöyle söylüyordu: 'HAARP benimkisi gibi bir planı uygulamak için mükemmel bir ilk adım. Hükümet bunun böyle olmadığını söyleyecektir. Fakat eğer bir şey ördek gibi vakvaklıyorsa ve ördeğe benziyorsa, onun bir ördek olduğu büyük bir olasılıktır'

1976 Çin depremi

Gelin şimdi de jeofiziksel manipülasyonlar sahasında nelerin yapıldığına ve halen de yapılmakta olduğuna bir göz atalım.

Çoğu insan elbette insanların bu tür şeyler yapabildiklerine ya da yapmak isteyeceklerine hiç inanmayabilir. Dolayısıyla bir deprem olduğunda çok az kişinin aklına şöyle bir soru gelir. "Bu doğal bir deprem miydi yoksa yapay mıydı?" Açıkça söylemek gerekirse Gölcük depreminden sonra ben bu soruyu soranlardandım. Türk basınının en saygın isimleri farklı üsluplarla bu soruyu sormaktan kendilerini alamadılar. Taha Kıvanç, Can Ataklı ve Sedat Sertoğlu şüphelerini köşelerine aktaran önemli isimlerdi.

Aslında içinde bulunduğumuz zamanda, yer değişiklikleri açısından her geçen gün aktivite seviyesinde yaşanan artıştan, hangisinin gerçek hangisinin suni olduğunu bilmek de giderek zorlaşıyor.

Nicola Tesla'nın '1935'deki Kontrollü Deprem'i, Tesla'ya göre "telejeodinamikçilerin bir eseriydi". Tesla "Yerin içinden hemen hemen hiç enerji kaybetmeden geçebilen ritmik titreşimlere neden olabilir ve bu mekanik etkileri karada uzun mesafelere taşıyarak, çeşitli eşsiz etkiler üretebilirdi" diyordu. Senator Claiborne Pell tarafından yönetilen senato alt komite oturumunda şöyle söyleniyordu: "Şu anda bir anlaşmaya ihtiyacımız var... Dünyanın askeri liderleri fırtınaları yönetip, iklimleri değiştirmeden ve düşmanlarına karşı depremler oluşturmadan önce..." Senator Pell, böyle bir teknolojinin varlığı konusunda bilgi sahibi olmadığı için 1975 yılında düşmanlar için deprem oluşturma kelimelerini telaffuz etmemişti. Ayrıca, 10 Aralık 1976 yılında Birleşmiş Milletler Genel Toplantısında "Askeri veya Diğer Çevresel Değişim Tekniklerinin Düşmana Yönelik Kullanımının Yasaklanması Anlaşması"nı onayladığı rapor edilmişti. Eğer deprem oluşturma kabiliyeti dahil olmak üzere çevresel değişiklik yapabilecek teknoloji olmasaydı, böyle bir rapor yayınlanmak acaba mümkün olabilir miydi?

Gölcük depremi gibi

5 Haziran 1977 tarihli New York Times'da, 28 Temmuz 1976 yılında Çin, Tangshan'da yaşanan ve 650.000'in üzerinde kişinin ölümüyle sonuçlanan depremle ilgili bir yazı yeraldı. 3.42'deki ilk sarsıntıdan hemen önce, gökyüzü, gündüz gibi aydınlanmıştı. Tıpkı Gölcük'te olduğu gibi. Temelde beyaz ve kırmızı olan çok renkli ışıkları 200 mil uzaklıktan görmek mümkündü. Birçok ağacın yaprakları yandı ve gelişmekte olan sebzeler sanki bir ateş topu tarafından adeta kavrulmuştu. Bazı araştırmacılar bu elektriksel etkilerin elektromanyetik plazma ve top şeklindeki aydınlatmayla bağlantılı olduğuna ve garip parıltıların da Tesla tipi teknoloji ve/veya HAARP benzeri vericilerden kaynaklandığına inanıyordu. Bu renkli ışığın parıltısı Tesla'nın 1935 yılında belirttiği "her çeşit emsalsiz etki"den biri miydi? Yoksa bu deprem, hiçbir şüphe duymayacak Çin halkı üzerinde uygulanan bir sistem testi miydi? Cevap kesinlikle doğal bir deprem gibi görünmediği şeklindeydi.

Ocak 1978'de Dr. Andrija Puharich'ın, "Global Manyetik Savaş" ve Layman'in 1976 ve 1977 yılında "Dünya Gezegenine Yönelik Alışılmadık Yapay Etkiler" başlıklı detaylı bir araştırma raporu yayınladı. Dr. Puharich raporunda şunları söylüyordu: "1976 yılındaki büyük depremlerin yanında bir tanesi vardır ki özel bir dikkat gösterilmelidir. 28 Temmuz 1976 Tangshan, Çin depremi".

Specula dergisinin Ocak 1978 baskısı, "Tesla Etkisi" adı verilen, bir çok bilim adamını inanılmaz bir şekilde etkileyen makale yayınladı. Makaleye göre, belirli frekansların elektromanyetik sinyalleri dünyanın kendisinde sürekli dalgalar oluşturmak için dünyadan gönderilebilirdi. Bu "sürekli dalgada şu an dünyanın yüzeyinden beslendiğinden çok daha fazla enerji bulunmaktadır."

Çatışma ölçeği teknikleriyle, dev sürekli dalgalar, çok büyük enerjiye sahip hedefli ışınlar üretmek için birleştirilebilir ve bu da uzak mesafede hedeflenen bir yerde depreme sebebiyet vermek için kullanılabilirdi.

Yukarıdaki paragrafı birkaç kez okumak faydalı olacaktır. Bu Tesla ile büyük ölçüde ilgili olan şeylerden biridir çünkü bir kez kontrol dışına çıktıktan sonra kolaylıkla dünyanın parçalar halinde titreşmesine sebep olması mümkündür. Bu teknik 1976'daki Tangshan, Çin depreminde kullanılmış mıydı?

Dr. Peter Beter, Rusların 1977 yılında Filipinlerin çevresindeki denizlerin derinliklerindeki çukurlara fizyon-füzyon-fizyon süper bombaları yerleştirdiğini belirtmişti. Dr Beter, Filipinler'in dev Pasifik Tektonik Tabakası'nda "anahtarkara" pozisyonunda olduğuna inanıyordu. İddiaya göre Rusya zaten daha önceden Pasifik Okyanusunun diğer bölgelerine depreme yolaçabilecek güçlü denizaltı silahları yerleştirmişti.

Dr. Beter kasıtlı olarak yapılan şeyin, gerilimin yüksek seviyelere ulaşabileceği Filipinler hariç, Pasifik tabakasındaki gerilimi azaltmak için olduğuna inanıyordu. Sonra, belirli bir noktada, Filipinlerin etrafındaki bombalar patlatılacaktı. Bunun inanılmaz depremlere ve gelgit dalgalarına yolaçması ve Amerika'nın Batı Kıyı'sında bir felaket yaratması bekleniyordu. Filipinlerde alevlenen volkanlar bu bölgenin gerilimli olduğunun bir işaretiydi. Okuyucular depremlerin ve volkanların birbirleriyle bağlantılı olduklarını unutmamalıdırlar. Bazen biri diğerini harekete geçirirken, bazı durumlarda bunun aksi gerçekleşir. Depremler, lavların yukarı çıkmasına imkan verecek şekilde dünyanın derinliklerinde delikler açabilir. Diğer durumda ise volkanik hareketlenmeyi başlatan gerilim, depremlere neden olur.

Washington Post'un 30 Ocak 1981 baskısında, 1979 yılında dünyada 56 önemli deprem olduğu ve 1980 yılında yıllık rakamın 71'e yükseldiği yazılmıştı. Tesadüfi bir şekilde, 1980 yılında hem Rusya hem de Birleşik Amerika'daki ELF vericilerinde bir artış olmuştu.

Albay Thomas Bearden itiraf ediyor

1981 yılında nükleer mühendis ve Amerika'daki önde gelen Tesla araştırmacısı Albay Thomas Bearden, Amerikan Psikotronik Derneği'nde bir konferans verdi. Konuşmasının bir bölümünde aynı zamanda 1978 Specula dergisinde de tartışılan Tesla vericileri tarafından üretilen kalıcı dalgalardan bahsetti. Albay Aslında HAARP'ın nasıl çalıştığını anlatıyordu: "Yaptığınız şey frekansı değiştirmektir. Eğer frekansı bir yönde değiştirirseniz, enerjiyi dünyanın diğer bölümünde hedeflediğiniz yerin ilerisindeki atmosfere boşaltırsınız. Havayı iyonize etmeye başladıkça, hava akış seyirini, jet gidişlerini vb. şeyleri değiştirebilirsiniz. Bu mükemmel bir hava makinasıdır. Eğer ani bir şekilde boşaltırsanız, bunun gibi küçük iyonizasyon elde etmezsiniz. Bu kez kıvılcımlar ve ateş topları (plasma) dünyanın yüzeyine boşalacaktır. Bu aletle ileri geri oynayarak, dünya çapında dev hava değişikliklerine yolaçabilirsiniz."

Mr. Bearden bunu neredeyse eğlenceli bir hava oyuncağı gibi tanıtıyordu. Fakat bu aynı zamanda 28 Temmuz 1976 Tangshan, Çin'i de hatırlatıyordu. Kuşkusuz 17 Ağustos Gölcük depremini de...

1 Ekim 1998, Perşembe tarihli Hürriyet Gazetesi'nin 'Kıyamete Kadar Yetecek Enerji' başlıklı haberi konunun bir başka yönüne işaret ediyor olabilir miydi?:

"27 Ağustos gecesi dünya enerji bombardımanına uğradı. Eğer bu radyasyon depolanabilseydi, dünya kendisine milyarlarca yıl yetecek enerjiye sahip olacaktı.

Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi'nin düzenlediği basın toplantısında konuşan bilimadamlarına göre Büyük Okyanus'ta bulunan Havaii Adası'nın üzerindeki iyonosfer tabakası gamma ve X ışınlarının bombardımanı altında kaldı. 5 dakika süren kozmik yağmur sırasında dış atmosfer tabakasında gece kısa bir süre için gündüze dönüştü.

Dünyanın 60 ile 80 km üzerinde bulunan iyonosfer tabakası bu enerjiyi yuttuğu için bu kozmik bombardımanın dünyaya herhangi bir zararı dokunmadı. Sadece elektronik donanımlarının zarar görmemesi için uydulardan ikisini geçici olarak durdurmak gerekti. California Üniversitesi'nden Kevin Hurley, iyonosfere boşalan gücün gelecek 300 yıl içinde güneşin dünyaya sağlayacağı enerjiye eşdeğer olduğunu söyledi.

Hurley, 'Bu enerjiyi depolayabilseydik, kainatın sonuna ve daha sonrasına kadar her kenti, her köyü, her ampulü aydınlatacak enerjiye kavuşurduk' dedi."

Soru şu: Acaba depremlerle birlikte açığa çıkan ve ateş topu olarak ifade edilen dev enerji yoğunluğu da HAARP tarafından depolanıyor olabilir mi? Acaba kimler için? Bu arada Rus bilimadamları ABD'yi yaptığı araştırmalar konusunda uyarmayı da ihmal etmiyordu. 28 Ocak 2000 tarihli Hürriyet Gazetesi'nde Nerdun Hacıoğlu imzasıyla yeralan haberde şöyle deniyordu:

"Amerikan fizik laboratuarlarında deney aşamasına gelen 'evrenin yaratılış modeli' deneyi Rus bilim adamlarını 'kıyameti kopartacaklar' endişesine sevk etti.

Rus bilim adamları, deneylerin bir 'karadelik' oluşturabileceğini belirterek, 'Evrenin yaratılışını laboratuarda görelim derken, dünyayı yok etmeye kadar giden zincirleme reaksiyon başlatılabilir' uyarısında bulundular.

Rus fizikçiler, 'Tarihte hep böyle olmadı mı? Atom bombası icadı da fizikçilerin masum bir fikrinden doğmadı mı?' diyerek bu fikrin sonuçlarının da masum olmayacağını vurguladılar. Rus fizikçiler, kıyamet teorilerini şöyle açıkladılar:

"ABD laboratuarlarında, daha doğrusu yer altında bulunan 5 kilometrelik 'parçacık hızlandırıcısında' altın iyonlarından iki güçlü akım oluşturulmak isteniyor. Bu iyon akımları tıpkı bir rayda giden iki tren gibi yol ortasında çarpıştırılmak isteniyor. Teoriye göre, çarpma noktasında 15 milyar yıl önce evrenin yaratıldığı andaki ortamı sağlamak ve evrenin 'büyük patlama' sonucu doğduğu kanıtlanmak isteniyor.

"Ancak fizikten anlamayan biri bile tehlikenin farkına varabilir. Çarpışma noktasındaki ısı milyarlık derecelere vararak yalnız Güneş'te değil, hiçbir yıldızda bulunmayan bir ısı ortaya çıkaracak. Vakum ortamında çıkan ısı Güneş'ten 10 bin kat daha yüksek olacak. Bu da Brookhaven merkezli bir karadelik yaratabilir. Bir anda ne olduğunu anlamadan yok oluruz."

Gerisini size bırakıyorum.

 

Nikola TESLA (20.yy'nin yaratıcısı)

Tesla adını bir çoğunuz fizik derslerinde gördüğümüz Tesla Birimi’nden hatırlayacaklardır (bunun dışında fizik hocaları genelde Tesla ismini ağızlarına almazlar..).

Oysa aslında radyonun mucidi (siz hala Marconi bilenlerden misiniz?), X ışınları, meş’ur 220 voltumuzu, şu an bilgisayarınızdaki resim tüplerinin çalışmasını (ve çok dahasını) sağlayan Tesla coil’i, florasan lambaları, elektron mikroskobunu, … icat eden fakat buluşlarının çoğunu başkalarının adıyla anılmasına seyirci kalmak zorunda olan bir insandır.

Tesla, bugün evlerde kullandığımız AC akımını keşfetmiş, ama Edison’ın ve saz arkadaşların DC akımından kazandığı & kazanacağı paralar yüzünden dikkate alınmamaya, önü kapatılmaya çalışılmıştır. 


Kendi Devrinde Yaşayamamış İnsan: Nikola Tesla

19. yy’dan 20.yy’a girerken en önemli değişim burjuva devrimlerinin yarattığı toplumsal ortam sayesinde gelişen bilim ve ardından gelen teknolojik devrimlerle yaşandı. Sanayi devrimi, buharlı makinaların icadı ve çok kısa bir süre sonra elektrikli motorlar derken arabalar, uçaklar ve uzay araçları. 19.yy’a kadar ki dünyanın bu yüzyılın ikinci yarısından sonra nasıl muazzam bir teknolojik değişiklik yaşadığını gösteren güzel bir örnek vardır. M.Ö. 7.yy larda Odysseia’nın gemilerinin hızı yelkenle gittiklerinde saatte 3 mil kadardır. 6-4. yy larda ise bu hız ancak 3 kat artırılabilmiştir. Denizcilikde önemli gelişmelerin yaşandığı 16.yy da ise günlük hız 2 bin sene öncesinden ancak 40 mil fazladır. Ancak buharlı gemilerle birlikte ulaşımın hızı muazzam derecede artmıştır. Artık niceliksel değil niteliksel bir değişimden söz edilmektedir . Ve 19.yy ın sonlarında telgraf ve radyonun icadıyla ulaşım ve iletişimin yolları birbirinden ayrılmış, dünya bugün iddia edildiği bir “global köy” olma rotasına girmiştir.

Mekanların uzaklığı iletişimde “önem”ini yitirmiştir.

1900′ün başlarında daha ilk uçuş denemeleri yapılırken insanoğlu bundan sadece 50-60 yıl sonra uzaya çıkmaya başlamış, 1969 yılında Ay’a ayak basmıştır. Tüm insanlık tarihine baktığımızda bu büyük değişimler çağının yaşanmasını sağlayan, burjuva devrimleri ve ardından bu sosyal yapı ile sınırlı teknolojik devrimler olmuştur. İletişim ve enerji teknolojileri, çağımızın en önemli belirleyiclerindendir. İşte burada kısaca hayatından bahsedeceğimiz kişi de bu açıdan baktığımızda bugünkü dünyamızın yaratıcılarından belki de en önemlisi ve o oranda da en unut(tur)ulmuş olanıdır. Uzak görüşlülüğü toplumsal sistemin sınırlarının dışına çıkmış ve kaçınılmaz olarak bastırılmıştır. Yine de adının literatürden tamamen silinmesi olanaksızdır. Çünkü bize bugün bu kişiyi hatırlatacak çok şey vardır. Hakkında bir araştırmacı şöyle demektedir: “…Hala, bilgisayarınızda çalışırken Tesla’yı hatırlayın. Onun “Tesla Coil”i yüksek voltajlı resim tüpünüzün çalışmasını sağlamaktadır. Evinizde kullandığınız elektrik Tesla’nın alternatif akım(AC) jenaratöründen gelmekte, Tesla transformatöründen geçmekte ve evinize 3 fazlı Tesla enerjisini getirmektedir… Tesla’nın icatları bugün heryerdedir…”

Tesla’nın sıradışı ailesi ve tuhaf çocukluğu

Nikola Tesla, 9 Temmuz 1856 yılında, o zamanlar Avusturya-Maceristan İmparatorluğu’na bağlı olan Hırvatistan’ın güneybatı kesiminde Smiljan isimli bir köyde doğmuştur. Ailesi Sırp asıllıdır ve babası köydeki ortadoks kilisesinin rahibidir. Annesi okumamış olmakla birlikte, Tesla’nın okul öncesi eğitiminde çok önemli bir yere sahiptir.

Tesla’nın hayatı boyunca bir takıntı haline getirdiği, yemeğini yemeden önce tabaktaki yemekle ilgili kübik hesaplamaları akıldan yapmak ve bitirmeden yemeğe başlamamak, sanırım annesiyle yaptığı çalışmalardaki zihinsel hesaplama ekzersizlerinden kalma bir alışkanlıktı. Annesi’nin mucitlerle dolu bir soydan geldiğini ve evdeki bütün hayatı kolaylaştıran araç gereçleri annesinin tasarladığını anlatır. Ayrıca, kendisinde yaratıcılıkla ilgili sahip olduğu herşeyin annesinden kaynaklandığını belirtir ve birlikte yaptıkları çalışmalardan bahseder. “Bu eğitim hertürden ekzersizi kapsardı, başkasının düşüncesini tahmin etme, bazı ifadelerdeki eksikleri bulma, uzun cümleleri tekrarlama, ve zihinsel hasaplamalar yapmak”..

Bir papaz olan babası ise yine olabildiğine ilginç bir insandır. Çok okuyan, birkaç dil bilen ve ezber yeteneği bazı klasikleri eksiksiz tekrarlayabilecek kadar kuvvetlidir. Kendi kendine farklı ses tonlarıyla odasında konuşurken, dışarıdan birinin içerde bir tartışma olduğunu sanacak kadar da yeteneklidir. Ancak oğlunun da kendisi gibi ileride ruhban sınıfından olması konusunda oldukça kararlı ve bu konuda taviz vermeyecek kadar da sertdir.

Tesla’nın küçüklüğü, çok sıradışı bir zekaya sahip olarak gördüğü ağabeyinin ölümüyle birlikte, anne-babasının oğullarının acısını unutamamaları ve sürekli küçük Nikola’yı onunla kıyaslamaları yüzünden hayli zor geçiyor. İçine kapanıklığını, bu zamanda edindiği kendine güven problemiyle ilişkilendirmek sanırım yanlış olmayacaktır.

Zihnini kaplayan imgeler ve çakan flaşlar

Tesla çocukluğunda geçirdiği tuhaf bir hastalıkdan çok etkilenmiştir ve kendi ifadesine göre geç uyanışının nedeni bu olmuştur. “Çocukluğumda, ilginç bir felaket yüzünden acı çekiyordum; sıklıkla kuvvetli flaşlarla bezeli imgeler, gerçek nesnelerin yerini alıyor, düşüncelerimi ve hareketlerimi engelliyordu. Bu resimler daha önce gördüğüm ama hiç hayalini kurmadığım nesneler ve sahnelerdi. Bana bir söz söylendiğinde, nesnenin işaret ettiği resim aniden hayalimde canlanırdı ve bazen gördüğümün gerçek olup olmadığının ayırdına varamazdım. Bu bende büyük bir kaygıya ve rahatsızlığa sebep olurdu” . Bu görünümler hastalıklı bir kimsenin gördüğü halüsünasyonlarla karıştırılmamalıydı. Bunlar (görünen imgeler) kendi formüle ettiği teoriye göre; önemli bir uyarının (heyecanın) sebep olduğu, beynin reflksiv bir davranışla retina üzerine gönderdiği imgelerdi. Tesla, eğer bu teorim doğruysa der: “herhangi birinin aklında tasarladığı bir nesnenin görüntüsü bir ekrana yansıtılabilinir ve böylelikle görünür hale getirilebilinir” . İnsan ilişkilerinde bir devrim yaratacağını düşündüğü bu teori üzerine o zamanlarda epey bir çaba sarfetmiştir. Kendi aklında tasarladığı bir görüntüyü, başka odada oturan bir kimsenin de zihninde yaratabilmek için uğraşmıştır.

Zihin Gezileri

Tesla bu yıllarda, delice diye adlandırabileceğimiz zihin gezileri yaptığını ileri sürmüştür. Gerçek dünyadakinden farklı olarak görmediği arkadaşlıklar kurar, yani yerler, şehirler ve ülkeler görürmüş.. Bu gezilere her akşam çıkar hatta bazen gün boyunca da sürdürdüğü olmuştur.

“Düşüncelerimin ciddi olarak icatlara dönüştüğü 17 yaşına kadar sürekli sürdürdüm bu gezileri” . O günlerde Tesla, aklında tasarladığı şeyleri gerçek yaşama çok kolay aktarabildiğini ve bu yolun sadece deneylerle yapılan çalışmalara göre çok daha hızlı ve etkili olduğunu düşünmektedir.

“Modellere, çizimlere ve deneylere ihtiyacım yoktu” der.

Tesla’nın kendine has mucidliği ve deneysiz icad yolu

“Bir kimse henüz ham olan tasarısıyla bir araç oluşturmaya kalkarsa, kaçınılmazlıkla zihni aracın detaylarının düşünülmesiyle işgal edilecektir. Bu kimsenin, aracın geliştirilmesi ve yeniden yapılması sürecinde konsantrasyonu azalacak ve temel ilkeleri görme gücünü kaybedebilecektir.

Belki sonuç sağlanabilecektir ama herzaman kaliteden feda edilerek”. İşte Tesla, kendi çalışma mantığının tersi olarak nitelediği yukardaki metodun verimsiz olduğunu bu sözlerle açıklamaktadır. Kendisi ise aklına bir fikir geldiğinde onu öncelikle hayalinde oluşturmaya başlar. İnşa sürecini zihninde değiştirir, geliştirmeleri akıldan yapar ve aracı zihninde çalıştırır. “Türbinimi aklımda çalıştırmam ya da dükkanımda test etmem benim için kesinlikle önemsizdir. Bir farklılık yoktur, ne olursa olsun sonuçları aynıdır. Bu yolla aklıma gelen bir fikri eksiksiz ve çok hızlı bir şekilde, hiçbirşeye dokunmadan geliştirebilirim” . Tesla, mühendislikde, elektrik ve mekanikde, sonuçların olumlu olacağını düşünmektedir. Ona göre hemen hemen hiç bir konu yoktur ki önceden düşünülerek yapılamasın; elbette yeterli teorik ve pratik bilgi varsa. Ham fikirlerin, genellikle yapıldığı gibi, pratiğe taşınmasını gereksiz yere harcanan büyük bir enerji, para ve zaman kaybı
olarak görür.

Tesla, küçüklüğünde yaşadığı ve sonradan da devam eden felaketin(imgelerin hayalinde canlanması), esasında kendine bağşedilen bir güçle telafi edildiğini düşünür. Bu güç, duyu organlarının uyarmasıyla birlikte anında düşünebilme ve bu doğrultuda hızla hareket edebilme kabiliyetidir.

“Bunun pratik sonucu, şimdiye kadar ancak kusurlu bir uygulaması bulunan teleautomatic (uzaktan kumada) bilimidir” . Tesla, yıllarca kendini kendinden kontrollü otomatların (self-controlled automata) planlanmasına adamış ve mekanizmaların sınırlı bir derecede de olsa akıl sahibiymiş gibi hareket edebilecek şekilde üretilebileceğine inanmıştır. 20. yy a henüz girilmediği bir dönemde, bunun endüstri ve ticarette bir devrim yaratacağını görebilmiştir.

Bir kitap okudu hayatı değişti…

Karakterinin güçsüz ve zayıf olduğu, cesaretinin ve kararlılığının olmadığı, ölüm ve dinsel korkularının olduğu bir dönem yaşamıştır çocukluğunda. Batıl inançların etkisi altında olduğu bu döneminde hayaletlerden, cinlerden, v.s. korkmuştur. Sonradan, babasının kütüphanesinde yaptığı gizli okumalardan birinde eline geçen bir kitapla (Aoafi- The son of Aba(Aba’nın oğlu) - Macar yazar- Josika), hayatının rotası değişmiştir. “Bu okuma, hernasılsa irademin hareketsiz güçlerini uyandırdı ve kendi kendimi kontrol (self-control) etme talimlerine başladım. Azmim önceleri Nisandaki karlar gibi eridi, ama kısa bir süre sonra güçsüzlüğümü keşfettim ve daha önce hiç bilmediğim bir memnunluk hissettim” .

Düşler ve gerçekler üzerine


Hayatın çok hızlandığı ve hertürden enformasyonun insanların beyinlerine akın etmeye başladığını düşündüğü yıllarda Tesla, bunun modern varoluşun bir sıkıntısı ve kendini gözlemleme yeteneği olmayan insanın ortaya çıkışı olarak yorumlar. Kendisindeki iç gözlem yeteneğini ise paha biçilmez bir başarısı olarak görür. Hayal dünyasının körelmesinin gerçek tehlike olduğunu düşünür. Bu düşünceyi bir alıntı ile pekiştirebiliriz: ” …düş görme yeteneğimizi bastırdığımız hayat alanlarında ise önümüzdeki hayattan, insanlardan, insanın dünyasından korku duymaktayız. Bu korkumuz demokratik toplum hayatından vazgeçmeye her an hazır “sıradan insanlara” dönüştürmekte bizi” . Tesla da bu tehlikeyi görebilmişti.

Kendisinin çok gelişkin bir politik bakışının olduğunu iddia edemesek ve hatta zaman zaman buhranlı yanlış tercihler yapabildiğini düşünebilsek bile bir hümanissti denilebilir ve insanların yaşantısından kaygı duyuyordu.

“Böcek enerjisi”nin insanlık yararına kullanılması!
Bütün bir yaşamı boyunca sürecek çalışmaları ve icatlarında henüz bir çocukken yaptığı bir deneyde de ulaşmaya çalıştığı gibi, doğanın enerjisini insanlık yararına kullanmayi amaçlamıştı. İlk başlarda içgüdüsel bir biçimde olan bu düşünce daha sonra başat bir öneme sahip olmuştu Tesla’nın yaşamında. Çocukluk deneylerinden birinde Tesla 16 tane mayıs böceğini (May bug) dörder dörder çapraz birbirini kesen iki çubuğun uçlarına yapıştırmış ve onların yorulmak bilmez dönüşlerini bir mille bir çarka ordan da daha büyük bir çarka geçirmiştir. Bu deney arkadaşının böcekleri yemesiyle trajik bir son bulmuş ve Tesla insanlık yararına kullanmak için bir daha böcek enerjisinden yararlanmayı aklına bile getirmemiştir.

Köy’den Kent’e göç ve ilk toplumsal “başarı”
İlkokul birinci sınıftan sonra ailesiyle birlikte köye yakın küçük bir şehir olan Gospic’e gider. Bu değişim ona doğal hayattan uzaklaştığı için hiç hoş gelmez ve hayvanlarını -özellikle güvercinleri- bırakmayı hiç istemez. Her hafta Pazar günü gittiği Kilise görevinden de hiç hoşnut değildir. Ancak, bu şehirde yaşadığı bir olay omuzlarda taşınmasına sebep olur. Yeni kurulan bir itfaiye departmanı son model bir yangın söndürme cihazı almıştır. Bütün herkes şehrin meydanında toplanmıştır, bu son teknoloji makinanın çalışmasını görmek için. Makina suyunu nehirden alacaktır. Ve bütün seramoni ve konuşmalar tamamlandıktan sonra, pompayı çalıştır emri verilmiş fakat ne
yazık ki bir damla su bile gelmemiştir hortumun ağzından. Eksperler ve profesörler boş bir çabalama içine girmişlerdir. Tesla alana vardığında durum budur ve kendisi de küçük bir çocuk olarak bu konuda fazla bir bilgiye sahip değildir ancak olanca bilgisine dayanarak nehire atlar ve suyu nehirden çekmesi gereken hortumun ağzının tıkanıklığını açar ve tam o sırada püskürtmeye başlayan hortum bütün bir kalabalığın pazar giysisini ıslatır. Bu, Nikola Tesla’nın hayatındaki ilk toplumsal başarıdır diyebiliriz!

Tesla bu şehirde, daha sonra gideceği kolej veya gerçek bir liseden önce, 4 yıllık bir normal okula gönderilir. Okulda bir kaç mekanik maket vardır ve bu maketler ilgisini su-türbinlerine yöneltir. Amcasının ona anlattığı Niagara Şelalesini zihninde canlandırır ve şelalenin akıttığı sularla dönecek büyük bir tekerleğin hayalini kurar. Amcasına bir gün Amerika’ya gideceğini ve bu planını gerçekleştireceğini söyler. Bir gün gerçekten gidecek ve gerçekleştirecektir!

Lise Yılları ve hava basınçlı silindiri

Tesla 10 yaşında liseye başlar. Bu lise yeni ve araç gereçle iyi donatılmış bir lisedir.

Fizik departmanında çeşitli elektrik ve mekaniğe ait klasik bilimsel araçların maketleri bulunmaktadır. Bu maketlerin hocalar tarafından gösterildiği ve çalıştırıldığı zamanlar Tesla’nın en çok ilgisini çeken anlardır. Bu araçları seyrettikçe çok güçlü bir mucit olma isteği kaplar zihnini. Aynı zamanda matematiği de sevmektedir ve akıldan yaptığı çok hızlı hesaplamalarla Profesörlerinin takdirini kazanmıştır. Ancak eliyle bu yaptığı hesaplamaları tahtaya yazmak ya da herhangi bir model çizmeyi başarabilmek Tesla için azapdan başka bir şey değildir ve bu işi düzgünce yapabilmesi için yıllarca uğraş verilmiştir.

Okulun ikinci senesinde Tesla’nın en büyük hedefi hava basıncıyla sağlanabilecek sürekli bir hareket yaratabilmektir. Küçüklüğünde içi boş saplardan vakumlayarak yaptığı oyuncak tüfekler zihnini hep meşgul etmiş ve vakumun gücünü kullanmak istemiştir. Bir süre düşüncelerinde karanlıkta dolaştıktan sonra bir model geliştirmiş ve hava basıncını kullanarak bir silindirin sürekli rotasyonunu sağlamıştır.

Bu sürekli hareket onu fazlasıyla sevindirmiş ve en çok istediği “uçuş makinası”nın gücünü bu şekilde sağlayabileceğini düşünmüştür. O güne kadar, şemsiyeyle bina tepelerinden atlayıp kötü bir biçimde düşerek sürdürdüğü, cesaret kırıcı bir çok hatırası vardır. Bu rotasyonu sağladıktan sonra eksiğinin sadece bu rotasyonla çırpacak kanatlar olduğu fikrine kapılır. Sonuç, vakumlu silindir tüpün içindeki hava basıncının ona dik açıyla etki eden dış hava basıncı yüzünden sızdırması ve kuvvetsiz rotasyona neden olmasıyla başarısız olmuştur.

Yine bir kitap ve değişen hayat
Tesla, yakalandığı hastalıklar yüzünden liseyi zorlukla bitirebilmiştir. Doktorlar durumunun çaresiz olduğunu düşünmüşler ve tedaviden bile vazgeçmişlerdir. Bu süreçde Tesla’nın sürekli olarak okuyabilmesine izin verilmiştir ve o da bu fırsatı, halk kütüphanesinden aldığı kitaplarla değerlendirmiştir. Bu dönemde daha sonra arkadaşı olacak Mark Twain’in ilk yazdıklarından bir eseri eline geçmiş ve bu kitabın büyüleyici etkisiyle umutsuz durumunu tamamen unutmuş ve mucizevi biçimde hızla iyileşmiştir.

Carlstadt’daki Lise yılları
Okul hayatına, teyzelerinden birinin yaşadığı Hırvatistan’ın Carlstadt şehrindeki yüksek lisede devam etmiştir. Orada kaldığı 3 yıl aradan sonra okulu bitirmesiyle bir dönüm noktasına gelmiştir. Bugüne kadar anne ve babası oğullarının bir rahip olacağından hiç şüphe etmemektedirler. Fakat bu düşünce Tesla için büyük bir endişe kaynağıdır. Çünkü okul yıllarında özellikle çok zeki olarak nitelediği profesörünün etkisiyle elektriğe merak sarmış ve bu büyüleyici dünya hakkında daha çok şey öğrenmeyi kafasına koymuştur.

Yol ayrımı
Okulu bitip de eve döneceği sıralarda babası onu Gospic’deki salgın hastalık sebebiyle ava çağırır. Av için gittiği şehirde kendisi de hastalığa yakalanır ve 9 ay boyunca yataktan kımıldayamıyacak kadar kötü bir hastalık geçirir. Kendisi, enerjisinin tamamıyle bittiğini ve ikinci ve bu sefer galiba sonuncu defa ölümün kapısına geldiğini düşünür. Babası onun moralini iyi tutmak için elinden geleni yapmaktadır. Ve yine oğluna moral vermek için odasına girdiği bir sırada Tesla babasına; “Belki” der “Eğer sen benim mühendislik eğitimi almama izin verirsen iyileşebilirim.” “Sen dünyadaki en iyi teknik okula gideceksin,” diye içtenlikle yanıtlar babası Tesla’yı. Zihninden ağır bir yükün kalkmasıyla kısa bir süre içinde ilaçlarında yardımıyla iyileşir. Herkes bu süreci şaşkınlıkla gözlemlemiştir.

Babası bu hastalığın ardından oğluna sağlıklı ve doğal bir ortamda dinlenmesi ve ekzersiz yapması için ısrar etmiş. Doğayla baş başa geçirdiği bu dönemde Tesla gezintilerine bir çok kitap ve av takımlarıyla birlikte çıkarmış. Bu dönem onun hem zihnini hem de bedenini kuvvetlendirmiş. Gezintileri sırasında hayalinde birçok şey tasarlamış fakat tasarladıkları gibi tasarıların dayandığı kurallar da bilgi eksikliğinden dolayı hayaliymiş.

Akıllara durgunluk veren tasarılar
Bu döneme rastlayan iki tane ilginç tasarısı var Tesla’nın. Biri, mektup ve paketlerin denizaltına yerleştirilecek tüplerle su basıncı kullanılarak iletilmesini sağlayacak olan projesi, çok daha hayali olan diğeri ise, ekvatorun etrafına dünyaya bağlı olmadan kendiliğinden hareket eden bir halkanın inşa edilmesi ve bu halkaya istenildiği zaman dünyadan ulaşılarak, dünyanın kendi etrafında dönüşü sayesinde, trenlerin hiçbirzaman ulaşamıyacağı saatte binlerce kilometre yol alınabilmesinin sağlanması. Bunun komik bir düşünce olduğunu otobiyografisinde Tesla da belirtir ama kendisinden daha kaçık ve komik bir NewYork’lu profesörden bahseder. Bu bilimadamı da atmosferdeki havayı çok sıcak olan bölgelerden ılıman olan bölgelere pompalamak niyetindedir ve bu amaç uğruna devasa büyüklükte bir araç bile yapılmıştır.

En ünlü Politeknik okulu
Doğada dinlenerek geçirdiği bu bir senenin ardından Tesla, babasının seçtiği ve okullar arasındaki en ünlü ve eski olanlardan, Gratz’daki (Avusturya) politeknik okuluna gönderilir. O kadar memnun olurki çalışmalarına büyük bir heves ve tempoyla başlar. Notları mükemmeldir, bütün derecelerde rekorları kırar ve hocaları tarafından en yüksek notlardan daha fazlasını hakettiği düşünülür. Çalışmaya bütün günler dahil sabahın 3 ünde başlamakta ve gece 11′e kadar sürdürmektedir. Bütün sene bu şekilde çalıştıktan sonra evine kısa bir tatil için giderken ondan, özellikle babasının çok gururlanacağını düşünmektedir. Fakat babası onun hevesini kıracak derecede ilgisiz kalır. Bunun nedeni Babası öldükten sonra bulduğu bir kutu içindeki mektuplarla açığa çıkar. Profesörleri babasına, eğer çocuğunuzu okuldan almazsanız çok çalışmaktan kendini öldürecek yazmışlardır.

Tesla’nın takıntıları ve “canavar” Voltaire
Tesla’nın dehşet verici kişiliğinin bir diğer özelliği de başladığı bir şeyi muhakkak bitirme takıntısıdır. Fakat bu tabağındaki yemeklerin kubik hesaplamalarını yapmaktan ya da her yaptığı tekrarlanan hareketlerin muhakkak 3′e bölünmesi zorunluluğundan daha ağır sonuçlar doğuracaktır. Bir gün, “günde 72 fincan siyah kahve içen canavar” diye nitelendirdiği Voltaire’in bir cildini okumaya başladığında başına geleceklerden habersizdir. Çünkü o “canavar” küçük harflerle dolu 100′e yakın cilt yazmıştır ve Tesla başladığı işi bitirmek zorundadır. En son cildi okuduktan sonra şöyle der: “Bir daha asla”.

Büyük düş

Gratz’daki okulda yapılan deneylerde ilk defa “Gramme Dinamo”yu görür. Bu dinamo bir jenaratör gibi çalışmakta ve tersine çevrildiğinde de bir elektrik motoru olmaktadır. Fakat çok fazla ses ve kıvılcım çıkaran verimsiz bir motor. Bunun üzerine düşündüğünde, kendisinin bu motoru kıvılcımlar çıkartmasına sebep olan fırçaları kullanmadan yapabileceğini iddia eder. Profesörü dersde Tesla’yı şöyle
yanıtlar. “Bay Tesla büyük şeyler başarabilir ama kesinlikle bunu yapamıyacaktır”.

Tesla bunu yapmıştır! Gratz’daki okulu bitince 1880 de Prag’a gider, babasının arzusunu gerçekleştirmek için üniversite eğitimini orada tamalayacaktır. Burada yaptığı çalışmalarda henüz amacına ulaşamıyacaktır ama bu doğrultuda bir ilerleme olarak komütatörü(elektrik akımının yönünü değiştirir) makineden ayırmayı başarır.

Belgrad Telefon Şirketi

Amerikan telefon sistemi o dönemlerde Avrupa’ya yayılmaktadır ve Maceristan’da da Budapeşteye kurulacaktır. Bunu ailesinin maddi sıkıntısını hafifletmek için büyük bir fırsat olarak görür. Zaten şirketin başında da aile dostlarından kişiler bulunmaktadır. Burada yine çok kötü bir şekilde hastalanır. Tüm sinir sistemi iflas eder. Tesla, umutsuzca hayata yapışır ama asla birdaha iyileşeceğini beklememektedir. Fakat iyileşir ve bundan sonraki hayatında hiç durmadan, bir gün bile ara vermeden yıllarca çalışacaktır.

Göethe’nin Faust’u ve döner manyetik alanın icadı
Hayatı tekrardan kazanmıştır ve derinlerde, esasında bunun beynin kazandığı ama henüz dışa ulaşmamış bir savaş olarak görür. Ve bir hafta sonu Şehir Parkında arkadaşıyla yaptığı bir gezi sırasında Göethe’nin Faust’unu ezberden okurken birden fikir aniden bir flaş gibi patlar beyninde. Bir sopayla kuma diyagramı çizer ve arkadaşına, kendisine bir makina kadar gerçek görünen çizimi göstererek, “bak motorumu görebiliyor musun” diye sorar. Bu plan, AC (Alternatif akım) akımdan yararlanmayı sağlayacak ilk adım olmuştur. Döner manyetik alanın prensiplerini belirlemiş ve endüksiyon motorunu tasarlamıştır.

Telefon şirketindeki çalışmasına kaderin bir cilvesi olarak, teknik ressam olarak başlamıştır. Sonraları departmanın başındaki kişinin ilgisini çekmiş ve hesaplamalar, dizayn etme ve yeni makinaların yerleştirilmesinde karar verme yetkileriyle donatılmıştır. Telefon santrali çalışmaya başlayana kadar orada çalışmış ve o günün telefon teknolojisine, patentini hiç bir zaman üzerine almadığı ama onun tarafından icad edildiği bilinen araçlar yaparak katkıda bulunmuştur.

Edison’la tanışma ve büyük umutlar ülkesi “Amerika”
Nikola Tesla, 1882 yılında bir arkadaşının önerisiyle Paris’e, Edison şirketinin bürosuna çalışmaya gitmiştir. Burada Edison’un yakın arkadaşı ve yardımcısı Mr. Batchellor ve bir kaç amerikalıyla daha tanışır. Ancak tek tanıştığı amerikalılar değil “amerikan yaşam biçimi(american way of life)” de olmuştur.

Daha sonraları çok acı çekmesine ve delilik olarak adlandırılabilecek araştırma ve açıklamalar yapmasına sebep olacak sinir bozukluklarına sürükleyecek bu tarz o zamanlarda ona sadece komik görünür. “Amerikalılar benle çok ilgiliydiler, özellikle de bilardo oynamadaki üstünlüğümle. Bu baylara bu konudaki icadımı anlattım ve baylardan biri bana hemen bir hisse senedi(borsa) şirketi kurmayı
önerdi. Bu teklif bana son derece komik geldi ve ne demek istediği konusunda, bunun bir amerikan tarzı olması dışında çok küçük bir fikrim vardı” .

Tesla bu dönemde bir Almanya bir Fransa arasında gidip gelmeye başlar. Güç ünitelerinin onarımı için çalışmaktadır. 1883 yılında bir görev için gittiği Strazburg’da, saatlerce çalışmanın sonunda, fırça ve komütatör kullanmaksızın ilk endüksiyon motorunu yapmayı başarır. Strazburg’daki işini başarılı bir biçimde bitirdikten ve şirketinin önemli miktarlarda para kaybetmesini önledikten sonra Paris’e geri döner. Edison’un arkadaşının ısrarıyla bundan sonraki çalışmalarını yürütmesi için “büyük umutların ülkesi” Amerikaya hareket eder. Hiç bir zaman para konularında başarılı olmayacak olan Tesla’nın New York’a vardığında cebinde yalnızca 4 senti vardır.

Edison’la tanışmasının hayatında unutulmaz bir an olduğunu söyler. Bilimsel bir eğitim görmemiş ve çocukluğunu bazı avantajlardan yoksun olarak geçirmiş bu harika adam onu hayrete düşürmüştür. Bu durumda olduğu halde çok şey başarmış biridir. Kendisi, bir düzine dil üstüne çalışmış, sanat ve edebiyat dünyasına dalmış, ve en iyi yıllarını kütüphanelerde, Newton’un prensiplerinden Paul de Kock’un romanlarına kadar, eline geçen hertürden kitabı okuyarak geçirmiş ve Edison’la tanıştığında da, bu adamın karşısında bütün bu yılları boşuna yaşamış olduğunu hissetmiştir. Daha sonra yavaş yavaş bu düşüncelerinden sıyrılmış aynı zamanda da yine bu dönemde yaptığı başarılı çalışmala sebebiyle Edison’un güvenini kazanmıştır.

Tesla Elektrik Şirketi ve Wetinghouse anlaşması
Bir anlaşmazlık yüzünden Edison’un şirketinden ayrılır ve kendi geliştirdiği alternatif akım motorunu yapabilmek için birkaç bankerin desteğiyle kendi şirketini kurar. Esasında bankerlerin ondan istediği bu alternatif akım(AC) ile ilgili şeyler değildir. Hali hazırda kullanılan bir (DC) doğrusal akım vardır ve bu konu onlar çok ilgilendirmemektedir. Onlar Tesla’nın ark lambalarını istemektedirler. Tesla Electric Co. 1887 yılında kurulur ve finansörlerinin istediği ark lambalarını tamamen hallettikten sonra kendi esas istediği işle uğraşmaya fırsat bulacaktır. Kendi laboratuvarının kurulmasıyla burada tam da zihninde tasarladığı gibi bir çok motor meydana getirir. 1888 yılında Westinghouse Şirketiyle yapılan bir anlaşmayla, patentini aldığı 40 temel icadı, 1 milyon dolar gibi bir fiyata bu şirkete satılır. Tesla’nın jenaratörleri Niagara Şelalelerinde kullanılır. Böylelikle de Edison’un en önemli rakibi haline gelmiş olur. Westinghouse, bugün de halen kullandığımız, Tesla’nın buluşu olan elektrik sistemini (AC-alternatif akım), kendi temeline oturtur. Edison’un DC-doğrusal akımı 1 kilometre ötedeki bir lambayı bile yakamazken Tesla’nın AC-alternatif akımı sayesinde çok yüksek voltajlar da transfer mümkün olabilmektedir. Bugün bütün dünyanın kullandığı sistem Tesla’nın 19.yy’ın sonlarında geliştirdiği “AC-alternatif akım”dır. Tesla’nın, manyetik alanın rotasyonuyla ilgili prensipleri ve endüksiyon motoru onun daha sonra oluşturduğu çok fazlı alternatif akımının kullanımını sağlamış ve diğer icatları -dinamolar, transformatörler, endüksiyon bobinleri, kondensatörler, ark ve akkor lambaları- ile Tesla, elektrik enerjisinin kitlesel kullanımına paha biçilmez bir yardımda bulunmuş ve bütün bu icatlar bugünkü dünyamızın yaratılmasını; elektrik enerjisinin endüstriden evlere kadar insanlığın yararına her yere girmesini sağlamıştır.

Yüksek Frekans çalışmaları ve Tesla Coil(Tesla Bobini)
Tesla 1889′un sonlarına doğru Pitsburg’dan New York’daki laboratuvarına döner dönmez yüksek-frekans makineleriyle(high-frequency machines) ilgili çalışmalarına kaldığı yerden devam eder. Bu keşfedilmemiş alandaki yapım aşamasının problemleri çok yeni ve pek tuhaftır. İndükleme tipini(induction type), kusursuz sinüs dalgaları oluşturabilmekten uzak olduğu için reddeder. Sinüs dalgalarının rezonans için çok önemli olduğunu söyler. Nihayetinde, çalışmalarının sonucunda, farklı bir amaçla icad edilmiş de olsa, 1891 yılında bugün radyo, televizyon ve bilgisayar teknolojisi başta olmak üzere birçok elektronik ekipmanda kullanılan Tesla Bobinini(Tesla Coil) keşfetmeyi başarır.

Tesla Bobini, radyo frekanslarında yüzbinlerce volta varılmasını sağlayan yüksek-frekans transformatörüydü. Elektrik akımı bu aletin tepesinde sıçramalara neden oluyor ve mavi kıvılcımlar çıkartıyordu. Bu elektrik deşarjlarının bir alıcı tarafından kablosuz olarak alınabilmesi elektrik enerjinin kablosuz transferini sağlamış olacaktı. 1891 yılında Tesla’nın laboratuvarında yaptığı küçük makineler sadece 10-15 cm lik sıçramalar(deşarjlar) meydana getirebiliyordu. 1900 yılında yaptığı daha büyük olanlarda ise 100 lerce metrelik sıçramalar elde etmeyi başarmıştı. Söylendiğine göre, yüksek frekanslardaki elektrik akımları vücuda zarar vermeden derinin üzerinde dolaşabidiği için Tesla’da bu kıvılcımları parmaklarından alıp vücudunda dolaştırabilirmiş.

 

Tesla Bobini, onun için yepyeni bir başlangıç demekti. Bütün yaşamı boyunca düşündüğü doğal enerjinin insanlık yararına kullanılması açısından çok önemli bir adım olmuştu. Bu alet sayesinde elektirğin çok yüksek frekanslarda kablosuz olarak transferinin mümkün olacağını düşünüyordu. Ve kuracağı merkezlerle küçük bir kaynaktan yükselterek elde ettiği elektrik enerjisini (milyonlarca volt) kablosuz olarak dünyanın istediği yerindeki alıcılara ulaştırabilecekti. Bunu yapabilmek için en iyi iletken dediği yerküreyi kullanıyordu. Bu bizim AC sisteminde evlerimizde kullandığımız topraklama gibi düşünülebilir; yerküre esasında kendisine aktarılan elektriği kaybetmez ve topraklanan akım gücünün yettiği yere kadar dalgalar halinde yayılır. Tesla, çok kuvvetli elektrik akımlarını topraklıyordu ve bu akımı başka bir akımla aynı yerden topraklayarak destekliyor ve dalgayı kuvvetlendiriyordu.

Böylece saniyede 300.000 km hızda hareket eden (ışık hızıyla aynıdır) elektrik dalgaları, dünyanın merkezinden geçerek diğer taraftan dünyanın yüzeyine çarpıyor ve tam olarak aynı noktadan geri dönüyordu. Salıncak örneğinde olduğu gibi küçük küçük ama aynı kuvvette ittirmelerle rezonans mantığına göre yükselen salıncak gibi elektrik dalgaları da her geri gelişlerinde daha kuvvetli oluyor ve daha yükseğe sıçrayabiliyorlardı (Bu metdod 1950 yılında Ay’ın ve 1970 yılında Venüs’ün haritasının çıkarılması için de kullanılmıştır. Radar ışınları aya ve venüse gönderilerek bu ışınların geri dönüş hızlarından dünyamıza ne kadar uzakda oldukları belirlenmişti.)

X-ışınları ve Röntgen cihazı
Tesla’nın bu aleti icat ettiği 1891 yılı onun aynı zamanda Amerikan vatandaşlığına geçtiği tarihdir. Tesla’nın bu dönemdeki çalışmaları değerlendirildiğinde başka bir gerçek daha ortaya çıkmıştır: 1895 yılındaki icadıyla X-ışınlarının mucidi olarak bilinen Wilhelm
Röntgen’den 3 yıl önce Tesla bu ışınlarla deneyler yapmış ve insan vücudunun iç kısımlarına ait başarılı resimler elde etmiştir.

Kablosuz yanan ampuller ve Faraday’ın koltuğu
Tesla, yine aynı dönemde yaptığı laboratuvar çalışmalarında elektrodsuz vakumlanmış tüpleri odanın içinde oluşturduğu gerekli yoğunlukta elektrik alanıyla kablosuz olarak yakmayı başarmıştı. Bu deneyin halk önünde tekrarlanmasından sonra Tesla, dünyanın heryerinden çağrılar almaya başlar. Bunlardan bir tanesini değerlendirir ve 1892 yılında Londrada Elektrik Mühendisleri Enstitüsü’nde ders vermeye gider. Oradan Paris’e geçmek üzereyken Sir James Dewar’ın karşı konulmaz bir ısrarla Kraliyet Enstitüsü’nde de gösterisini tekrarlamasını ister. Burada Dewar Tesla’yı bir koltuğa iterek eline bir bardak viski verir ve “şimdi” der: “Faraday’ın sandalyesinde oturuyor ve onun içtiği viskiyi yudumluyorsun”.

New York’daki laboratuvarına döndükten sonra tekrardan çalışmalarına başlar, 1895 de laboratuvarının şüpheli bir şekilde yanması bir süreliğine de olsa çalışmalarına ara ermesine neden olur. 1899 yılında ise kendisine ücretsiz enerjinin teklif edildiği Colarado’ya gider.

Colarado günleri, toprakdan çarpılan insanlar ve insan yapımı şimşek Tesla, dev büyüklüğe sahip bobinini kullanarak dünyadan bir iletken olarak yaralandığı ilk deneylerini burada gerçekleştirir. En önemli icadı denilebilecek “sabit karasal dalgaları (terrestrial stationary waves)” burada kullanmaya başlar. Deneyleri sırasında yerküreye elektrik verdiğinden, laboratuvarı çevresinde dolaşan insanların ayakları arasında elektrik sıçramaları meydana geldiği ve etraftaki çiftliklerde ayaklarındaki demir nallar yüzünden atların çılgına döndüğü anlatılmaktadır. Bu şehirdeki sonunu belki delice denilebilecek şekilde kendisi hazırlamış, şehrin ana jenaratörünün yanmasına sebep olmuştur. Bir gün deneyi sırasında muazzam sıçramalar elde etmeyi başarmıştır, fakat bu sıçramalar bir süre sonra bir şimşekten çok daha korkutucu olmaya ve çıkan sesler bütün bir şehirden duyulur hale gelmiştir. En sonunda ise şehrin ana jenaratörü yanmış ve bütün bir şehir karanlıkda kalmıştır. Tesla, rezonans sayesinde kademe kademe yükseltmeyi amaçladığı sıçramaları başardığını anlasa da deneyi durdurmamış ve en son nereye kadar gidebilir diye laboratuvarının dışarısında bu büyük “canavar”ını seyre dalmıştır.

Sonuç: Bir daha kimse Tesla’ya ücretsiz enerji önermek gibi bir “hata”ya düşmemiştir.

Wardenclyffe Projesi , bedava enerji ve Tesla’nın yenilgisi
1900 yılında New York’a dönen Tesla, J.Pierpont Morgan adında bir finansörün 150 bin dolarlık desteğiyle, Long Island’da kablosuz iletişim amacına yönelik dev kulesinin inşaasına başlar(Wardenclyffe Profesi). Bu verici istasyonu, piramid şeklinde sekizgen ve 54 metre yüksekliğinde yapılır. Wardenclyffe’in bu kule sayesinde dünyanın merkezi olacağı sanılır. Tesla’nın bu desteği alabilmesini sağlayan, onun bu kule vasıtasıyla cok uzaklara resim, mesaj, ses ve her türden veriyi gönderebileceği iddiasıdır. Halbuki Tesla’nın daha büyük bir amacı daha vardır. Sürekli olarak aşağı gördüğü hertziyan dalgalarla uğraşmamakta ve kendi “teta4-dalgaları” olarak anılacak olan elektrik dalgalarıyla kablosuz enerji aktarımı sağlamaya çabalamaktadır. Amaç yine aynıdır: Tüm insanlığa bedava enerji sağlamak!
Tesla, bu sefer çok ileri gitmiştir. Bu kapitalist sistemin kar mantığını kökünden zedeleyebilecek felaket bir fikirdir. Bedava enerji, petrol gibi çok önemli bir ekonomik kaynağı yararsız hale getirebilecek ve tüm endüstrinin dönüşümünü sağlayabilecek bir tehlikedir. 1903′deki bu açıklamasından sonra arkasındaki bütün destekler çekilmiş ve yavaş yavaş ismi kitaplardan silinmeye başlamıştır. Bunda o günkü ekonomik durumunda etkisi vardır. Marconi 150 bin dolardan daha ucuza Atlantik’i aşan ilk mesajı yollamayı başarmış ve şirketinin hisseleri borsada kapış kapış satılmaya başlamıştır. Tesla’nın şirketi gözden düşmüştür. Tesla ise Marconi’nin yaptığının kendisinin halihazırda yapabildiği ve Marconi’nin zaten kendisine ait patentleri kullanarak bunu yaptığını, önemsiz ve basit bir iş olduğunu söylemiş ve kendi amacının gerçekte ne olduğunu açıklama gafletinde bulunmuştur. Bu tarihden itibaren birçok kimse tarafından bir deli olarak anılmaya başlanacaktır.

1904 yılında Colorado Springs’deki elektrik şirketi Tesla’yı uğrattığı zarardan dolayı mahkemeye vermiş ve 180 dolarlık mahkeme parasının ödenebilmesi için oradaki laboratuvarı satılmıştır. 1906 yılında yaptığı icatlarla zengin ettiği George Westinghouse, Tesla’nın kablosuz enerji iletimi önerisini geri çevirmiştir.

Nobel Ödülü
1915 yılında kendisine Edison’la birlikte fizik dalında önerilen Nobel ödülünü geri kabul etmemiştir. Maddi olarak çok büyük zorluk içinde olduğu halde şöyle demiştir: “Böylesi bir ödül bir insan için çok büyük imkanlar sağlayacaktır. Bin yıl boyunca daha birçok Nobel ödülü kazananlar olacaktır. Ve benim, teknik literatürde kendi adımı taşıyan 4 düzine kağıdı dolduracak patentim var. Bunlardan sadece bir tanesini için bile, bundan sonra verilecek binlerce nobel ödüllerinin tümünü verebilirdim…”

Sibirya’da yanan orman, patlayan Fransız gemisi ve Tesla’nın savaş teknolojileri 1915 yılında Tesla kablosuz enerji iletimiyle ilgili yaptığı açıklamalara devam etmektedir. Bu teknolojinin aynı zamanda muazzam bir yok edici kuvveti de olabileceğini ara ara yaptığı açıklamalarda tekrarlamaktadır. Sonradan Amerikan’ın “Yıldız Savaşları” projesine kaynak olacak bütün savaş makinası çalışmaları ve yaptığı açıklamalar “Wardenclyff Projesi”ne desteğin çekilmesi ve kendisini sübvanse edebilecek finansör bulamamasından sonra başlamıştır.

Uzaktan kumanda teknolojisinin de mucidi olan Tesla bu yıllarda, görünmez mesafelerden kontrol edilebilen torpidolar yaptığını ama elektrik dalgalarının çok daha yıkıcı olduğunu iddia etmektedir. Bu açıklamalar yüzünden bazı olaylarda Tesla’nın izi aranmaktadır. 1907′de
elektrik sıçramasının sebep olduğu bir patlamayla batan Fransız gemisi “Iena” ve 1908′de Sibirya’da bulunan Tunguska nehrini evreleyen 200-250 bin hektarlık bir ormanın, 10-15 megatonluk bir patlamaya eşdeğer bir patlamanın ardından yanarak yok olması… Bunlar elbette kanıtlanmış değildir ama tam da Tesla’nın her türden yok edici silahı icad ettiğini söylediği yıllara rastlayan sıradışı olaylardır.

Bitmemiş Otobiyografi

Dünyanın belkide en önemli mucitlerinden biri olan Tesla’nın bu tarihlerden sonraki yaşamı çok belirgin değildir. İzole edilmiş bir yaşam sürmüş, basına verilen yıllık doğum günü partilerinde buluşlarının yok edici özelliklerinden bahsederek icatlarına ilgi çekmeye
çalışmıştır. Birde 1919 yılında, “Electrical Experimenter” dergisinde bitirmediği bir otobiyografisi yayınlanmaya başlamıştır. Deriginin satışları birden rekor seviyede artmış fakat önerilen çok büyük paralara rağmen yazmaya devam etmemiştir.

Elektrik Vadisi ve Tesla(T) birimi
Tesla’yı anlatabilmek için söylenmesi gereken en önemli şey onun kendi zamanının çok ötesinde olduğudur. Tesla’nın ismi, her ne kadar çok büyük bir değere sahip olduğunun bir göstergesi olarak “manyetik akışın metrik birimi(T)”ne verilmişse ve ismi en önemli
fizikçiler ile birlikte Pensivenya eyaletindeki elektrik vadisindeki sokaklardan birinde bulunuyorsa da, zamanla unutturulmuş ve onun teknolojileri üzerine karanlık projeler üretilmeye başlanmış olduğu iddiaları dünyayı kaplamıştır. Soğuk savaş yıllarında her iki tarafın da bu teknolojiyi kullandığı ileri sürülmüş bütün bir nükleer savunma ve saldırı amacını güden “Yıldız Savaşları” projesinde bu teknoliden yararlanılmıştır.

“Ölüm ışınları, ultra düşük dalgalar, çok yüksek frekanslar, atmosferdeki elektrik enerjisinin değerlendirilmesi, atmosfere elektrik dalgaları yayarak bunun dünyanın her yerinden kullanılmasının sağlanması, radyo frekanslarıyla uzaktan kumanda edilebilen bugün kullanılan füzeler, yüzlerce mil etkili bir elektrik kalkanının oluşturularak girmeye cesaret eden düşmanın anında yok edilebilmesi, v.b. bize bugün bile hayali gelebilecek bir çok projenin ardında Nikola Tesla’nın teknolojisinin geniş izlerine rastlanmaktadır.

1930′larda Tesla, sözkonusu ölüm ışınını ve kimsenin geçemeyiceği Tesla kalkanının yapilebileceğini açıklamıştır.

İnsanlığa bedava enerji sağlama idealiyle yola çıkmış büyük bir mucidin projelerine destek bulabilmek amacıyla zaman içinde savaş teknolojileri üzerine çalışmaya başlaması trajiktir. 1. ve 2. Dünya Savaşlarını yaşamış olan Tesla esasında bir savaş karşıtı olduğunu söylemiştir. Fakat barışın devamlılığı için en güçlü silahların yapılması gerktiğini de ileri sürmüştür.

Tek kabul ettiği yardım: Emekli maaşı

Tesla 1943 yılında 87 yaşında ölmüştür. O güne kadar, biri hariç, geçimi için Westinghouse da dahil olmak üzere zengin arkadaşlarının teklif ettiği hiç bir yardımı kabul etmemiştir. Bu yardımda 1936 yılında ona Yugoslavya tarafından bağlanan emekli aylığıdır. Öldüğünde yanında en sevdiği hayvanlar olan güvercinleri bulunmaktadır.

Amerikan yüksek mahkemesinin kararı: Radyo’nun gerçek mucidi Tesladır.

Nikola Tesla’nın adı Amerikan kaynaklı kitaplardan silinmiş de olsa değeri kendi ülkesinde fazlasıyla bilnmektedir ve Belgrad’da adına bir müze kurulmuştur. Ayrıca Westinghouse müzesinde de kendi adına bir bölüm bulunmaktadır. Niagara Şelalelerindeki su türbinlerinin
orada da bir heykeli vardır. Ayrıca Amerikan adaletinin en yüksek karar mercii olan “supreme court” 1943 yılında daha önceden Marconi karşısında kaybettiği ve kendi buluşu olan Radyo’nun o güne değin hatalı bir biçimde Marconi’nin ismiyle anılmasını durduracak kararı vermiş ve Radyo’yunun icadının gerçek sahibinin Tesla olduğunu söylemiştir.

Zamanın ötesindeki bilim adamı
Tesla, daha yaşarken efsane bir isim olmuş ve elektriğin tanrısı olarak anılmaya başlamıştır. Elektrikle istediği herşeyi yapabilen bu mucidin 700′ün üzerinde patentli icadına rağmen geniş bir kesim içinse yararlı bir kaç buluşu haricinde tam bir delidir. Adının uzun bir zaman hafızalardan silinmesinin ve sadece çok küçük bir kesim içinde tanınmasının ardında ilginç iddialar yer almaktadır. Tesla’nın kapitalist sistemi çökertebilecek enerji teknolojisinin fazla derinlemesine araştırılması istenmemiştir ayrıca bu teknolojiyle süper güçlerin gizli projeler yürüttüğü iddiaları araştırmaya değerdir.

Tesla, New York’daki laboratuvarında yaptığı deneylerde bir kaç kilometreden hissedilen bir deprem yaratabilmiş sıradışı bir muciddir. Yıllar önce kablosuz iletişim de, sadece sesin ya da yazının değil her türden görüntünün aktarılmasının mümkün olduğunu düşünebilen bir kişidir. Dünyanın bütün iletişimini ve en önemlisi de enerji ihtiyacını kablosuz olarak atmosferden ve yerküreden yararlanarak sağlayabileceğini iddia etmiştir. Uzaktan kumanda teknolojisini icad etmiş ve çok büyük kalabalıklar önünde müzesinde de görebileceğiniz ilk uzaktan kumadalı gemi maketini yüzdürmeyi başarmıştır. Üzerinde çalıştığı ve sürekli olarak Hertz dalgalarından çok farklı ve çok çeşitli iletişimlere imkan sağlayan değişik dalga türleri üzerine çalışmıştır. Milyonlarca voltluk elektrik akımlarının her tarafa sıçradığı bir odada sakince kitabını okuyabilecek kadar egemendir elektriğe.

Herşey parçalanmaya başladığında...

Motiongraphic ekibi Devoid of Yesterday ( The Ronin ‘den Rob Chiu ve Dstrukt’ dan Chris Hewitt )  ses tasarımcısı Ben Boysen (Hecq) ile birleşip, bir cocuğun iç dünyasındaki nefret ve öfkenin patlayışını anlatan mükemmel bir iş yapmışlar!

fall01.jpg

fall02.jpg

fall03.jpg

Link : Things Fall Apart…

MTV ve Sosyal Sorumluluk

mtvswitch.jpg

Al Gore’uydu, Küresel ısınmaydı derken, MTV de boş durmuyor, büyük reklam ajanslarının da desteğini alarak MTV Switch’i kuruyor. Sitesinden reklamları inceleyebilir, detayları alabilirsiniz

Link: MTV Switch

Ubuntu 7.04 Feisty Fawn

Dünyada en çok kullanılan Linux dağıtımlarından biri olan ve aynı zamanda Debian tabanlı olan Ubuntu‘nun Feisty Fawn kod adlı son sürümü Nisan ayında çıkmıştı. Birkaç gün önce PCLabs‘ta Ubuntu’nun bu sürümünün detaylı, hoş bir incelemesi yapılmış.

Ubuntu’nun son sürümü şu adresten indirebiliyor ve ayrıca ShipIt ile Ubuntu’nun ücretsiz olarak adresimize teslim edilmesini isteyebiliyoruz. Ubuntu, Gnome masaüstüne sahip bir Linux dağıtımı; KDE masaüstü ortamına sahip Kubuntu isimli Ubuntu tabanlı bir Linux dağıtımı da var.

Ve son bir not; Linux dağıtımlarının listelendiği Distrowatch‘da Ubuntu uzun zamandır 1. sıradaydı. Şu an itibariyle, son 1 haftalık ve son 1 aylık listelerde PCLinuxOS dağıtımı Ubuntu’nun önüne geçip lider olmayı başarmış. Darısı, Pardus‘umuzun başına.

16 GB'lık Flash Yongaya Hazırlanın

Samsung'un ürettiğini açıkladığı 16 gigabit (Gb) kapasiteli NAND Flash yongaları, 16 gigabyte (GB) kapasiteli Flash bellekleri ortaya çıkaracak.

Samsung Electronics, 16 gigabit (Gb) NAND Flash yongalarını üreten ilk şirket olduğunu açıkladı. Bu gelişme, 16 gigabyte'a (GB) kadar kapasiteye sahip Flash belleklerin üretilebilmesinin önünü açacak. 51 nanometrelik üretim sürecinin eseri olacak yongalar, tüketici elektroniği alanında giderek büyüyen bellek ihtiyacını karşılayacak.

Tek bir kartta bellek kapasitesinin bu kadar yükselmesi, özellikle müzik çalan ve video gösteren cep telefonlarındaki ihtiyacı karşılayacak. Müzik telefonlarında Apple'ın iPhone'u 4 GB ve 8 GB seçenekleri sunacağını açıklaması ve Sony Ericsson'un W950 modelinde 4 GB bellek desteği sunması, bu değerlerin müzik meraklılarının yeni standardı haline geleceğinin işareti kabul ediliyor.

Bu geçişi sağlamada en önemli etken olacak fiyat konusunda da,yeni üretim biçimi umut veriyor. 51 nanometre teknolojisi ile üretilen NAND yongaların, 60 nanometre sürecinin sonucunda üretilenlere göre yüzde 60 daha yüksek verimlilikle üretilmesi, fiyat tarafında önemli bir koz oluşturuyor.

Samsung yeni teknoloji ile üretilen yongaların okuma/yazma hızlarının da, şu anda kullanılan Flash belleklerin hızının yaklaşık yüzde 80 üzerine çıkarılabileceğini açıkladı.

PageRank Hakkında Güzel Bir Makale

Smashing Magazines tarafından Google PageRank teknolojisine dair referanslarıyla beraberçok güzel ve kapsamlı bir makale hazırlanmış. Ayrıca makale belirli PageRank araçlarınıda içeriyor. Okumanızı kesinlikle tavsiye ediyorum...
 
Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler!
Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
süper olmuşş dieeee-goodbyeee bu yakışır sanada gittikçe de gelişir ooohhh ticaretine düşer bu arkadaş ama çok iyidir çoookkk ( işi rast gitsin :P )
July 12
There are no photo albums.